BIST 100
13.965,65 -1,65%
DOLAR
45,9578 0,04%
EURO
53,3151 -0,27%
GRAM ALTIN
6.565,58 -0,99%
FAİZ
43,45 0,12%
GÜMÜŞ GRAM
108,60 -2,17%
BITCOIN
66.717,00 -1,14%
GBP/TRY
61,7161 -0,30%
EUR/USD
1,1595 -0,31%
BRENT
97,48 1,54%
ÇEYREK ALTIN
10.734,72 -0,99%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
24 °
  • ANASAYFA
  • MAGAZİN
  • Serhat Kaya’dan Çok Konuşulacak Roman: “Uçurum” Raflarda

Serhat Kaya’dan Çok Konuşulacak Roman: “Uçurum” Raflarda

img_4411

Serhat Kaya, dokuzuncu kitabı Uçurum ile okuru yine derin bir vicdan sorgusuna davet ediyor. Franco dönemi İspanyasının karanlık gölgesinde yükselen bu roman, bireysel bir yıkımın ötesinde; tarihin üzerinde derin izler bırakmış tüm diktatörlüklerin, sürgünlerin ve susturulmuş seslerin evrensel çığlığını taşıyor. Bugüne dek yayımlanan dokuz kitabı arasında Renkli Rüyalar, Katarsis, Bekleme Odası ve Nadide Adalet gibi eserleriyle ödüller kazanan Serhat Kaya, Uçurum’la hem edebibirikimini taçlandırıyor hem de tarihsel ve psikolojik katmanlarıyla öne çıkan klasik tadında, güçlü bir romanla okuruyla buluşuyor.

Sinematik Akış, Şiirsel Derinlik

Uçurum’u okurken en çok dikkat çeken özellik, Kaya’nın anlatımındaki sinematik akış. Roman, 1975’te Asturias’ın sarp kayalıklarında, Cudillero’nun uçurum kenarında başlar. Cantábrico Denizi aşağıda köpürür, martılar çığlık atar... Romandaki protagonist Mateo Viento, “düşmek” ile “yaşamak” arasındaki o ince çizgide dururken, bu açılış sahnesi, adeta bir filmin ilk sekansı gibi işleniyor. Federico García Lorca’nınYerma’sından aldığı o meşhur dize —“Bu dünya beni boğuyor ama susmak en ağır zincir”— romanı baştan sona kuşatıyor.

Kurgu açısından Uçurum, doğrusal anlatımdan bilinçli olarak uzak duruyor. Roman, 1975’in o kritik anından geriye doğru açılıyor. 1937’nin bombalanmış köyleri, maden grevleri, Franco’nun zaferi, La Transición’in kaosu… Bu geriye dönüş tekniği, sadece flashback olmakla kalmıyor; adeta hafızanın ve vicdanın katmanlarını kazıyan bir arkeoloji niteliğinde. Kaya, bireysel travmayı kolektif tarihle öyle ustaca örüyor ki, okur “Bu sadece İspanya’nın hikâyesi değil” diyor. Baskı rejimlerinin ortak dili, ortak suskunluğu burada somutlaşıyor. Roman, “tarih değişse de insanlığın ortak çığlığı aynı” gerçeğini, didaktik olmadan, son derece edebi bir biçimde haykırıyor.

Serhat Kaya Klasikleşme Yolunda

Uçurum, Zülfü Livaneli’nin Serhat Kaya romanlarından bahsederken sarfettiği “edebi bir panorama yaratıyor,” sözlerini doğruluyor. Yazarın dili, modern Türk edebiyatında giderek daha az rastlanan bir olgunluğa ulaşmış durumda. Gerektiği yerde şiirsel, gerektiği yerde sert ve çıplak. Karakter psikolojisi derin, diyaloglar doğal, iç ses ise adeta bir vicdan sorgusu gibi akıyor. Bu ustalık, Kaya’yı “klasikleşme yolunda” gösteren en somut işaretlerden biri. Uçurum’un sayfalarını çevirdikçe Mateo’nunelini tutuyor, “Yaşamak ve ölmek arasında yapılacak bir tercih, sizin de bir gün yapmak zorunda kalacağınız bir tercih olabilir” cümlesiyle kendi gerçeklerinizle yüzleşiyorsunuz. Görünen şu ki, Serhat Kaya’nın Uçurum’u, edebiyat severlerin, tarih meraklılarının ve insan ruhunun karanlık koridorlarında yürümekten korkmayan okurların mutlaka okuması gereken bir eser olarak uzun süre konuşulacağa benziyor.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?